Sepet

(0)

0 TL.

Ressamlarda Sanat Akımları

Duygu ve düşüncelerin çizgi, hareket, renk ve tonlarla kağıt, bez, mukavva, ağaç vs. yüzeyler üzerine kalem ve boyayla ifade edilme sanatı. Plastik sanatlar içinde önemli yeri olan resim, günümüzde yaygındır. Formları siyah-beyaz olarak veya renk ve çizgiyle iki boyutlu satıh üzerinde tasvir edilen şey, diye de tarif edilmektedirresim Duvar afişleri, reklamlar, kitaplar, endüstriyel yiyecek ve giyecek maddelerinin yazı ve resimleri resim sanatının içindedir. Tanınmış kimselerin resimle anlatımı, tarih içinde, zaman zaman çok rağbet görmüştür. Matbaanın keşfinden önce yazılan el yazması kitaplar, resim ve tezyinatla süslenerek zenginleştirilmiştir. İnsanlığın ele geçen en eski izleri olan mağara buluntuları arasında dikkati en çok çeken Kuzey İspanya, Güney Fransa mağaralarındaki duvara yapılmış, renkli hayvan resimleri, av sahneleri ve tabiata ait resimlerdir. En eski resimler İspanya’da Altomıra Mağaralarında 15.000 yıl önceye ait olduğu sanılan duvar resimlerindeki bizon (boğa figürü) resimleri olarak bilinmektedir. Bazı insan toplulukları resmi, bir anlatma vasıtası olarak kullanmışlardır. Haberleşmede kullanılan resim yazılar (hiyeroglif), sonraları biçimlerini değiştirerek harf ve rakam şekillerini almışlardır. Bu resimler, kömür haline getirilmiş odun ve kemik parçalarının kalem olarak kullanılmasıyla çizilmiş ve bazıları da sert cisimlerle kazınarak yapılmıştır. Renk olarak tabii boya olan toprak boyalar kullanılmıştır. M.Ö. 3000 yılından beri Mısır’da, mezar odalarını ve duvarlarını, ölünün gündelik hayatından alınan resim kesitleri ve temsili tasvirler kaplar. M.Ö. 600 sıralarında ise papirüsler üzerine yapılan en eski minyatür sayılabilecek resimler kazılarda meydana çıkarıldı.

Klasik Yunan devrinde (M.Ö. 400) resim tasvir sanatı olarak kabul edildiğinden bunlar da duvar resimleri yaptılar. Tahta parçaları tebeşirle astarlandıktan sonra fırça ile tempera tekniğinde resim yapılıyordu. Ortaçağda Bizanslılarda, renkli taşların yan yana dizilerek yapılan mozayik resmin yanında, freskler de önemli duvar süslemesidir. M.S. 4. yüzyıldan itibaren parşömen üzerine altın, gümüş, yaldızlı çeşitli renkli kitap resimleri yapmışlardır. İkon adı verilen tablo halindeki Hıristiyanlığa ait dini resimler ortaçağda etkilidir. Beşinci yüzyıldan beri İrlanda ve Anglo Saksonlarda; 7. yüzyıldan sonra da Avrupa’da kitap minyatürleri en önemli ifade vasıtası olmuştur. Ortaçağ resminde, altın zemin üzerinde, mekansız, ağırlıksız figürler, tabiattan uzak, dini, mistik hava içindeyken, yavaş yavaş tabiata yaklaşma başladı. Ortaçağın sonlarında Giotto adındaki İtalyan ressamı, tablolarında konunun yeri, perspektif, açık-koyu gibi unsurları işleyerek "resmin babası" ünvanını kazanmıştır. Yeniçağın resim sanatına, Fransızcada "yeniden doğuş" anlamına gelen rönesans adı verilir. Bu çağın hazırlanışı, gelişmesi uzun sürmüş, fakat uyguladığı kurallar resim sanatının temeli olmuştur. Rönesans sanatının en güçlü sanatçıları Leonardo da Vinci, Michel-Angle, Raphael’dir. Masaccio, Floransa çığırını ilerletmiştir. mekan içinde gösterilen, hacim kazanan insan anatomisi inceden inceye işlenmiştir. Parlak renkleriyle Uccello, zarif figürleriyle Fıa Angelico, hayal dünyasını yansıtan Boticelli, devrin insan ve kıyafetlerini resmetmekte Ghirlandajo meşhurdurlar. Leonardo da Vinci ile Raffaello’da dengeli geometrik bir bütün, kompozisyonda esastır. Raffaello dini konular yanında, antik dünyaya ait resimler de yapmıştır. Tiziano, Giargione, Tinterretto ışıkları yansıtan sıcak renkleriyle ayrı bir üslup geliştirmişlerdir. Kuzey memleketler sanatına Rönesans geç girmiştir. Flamanlardan Hubert van Eyck ile kardeşi Jan van Eyck (M.S. 1400) yağlı boyayı geliştirdiler. H. Bosch ile başlayan "hikayeci resim" Hollanda’da Pietor Boughel ile gelişti. Kuzey resminde daima ifadeye önem verilmiştir. A. Dürer (Alman), sade ifade kudreti üzerindeki başarısı ile tanınır. M. Grünewald (M.S. 1500) resimde renk ve fadeyi sembolik değerlerle kuvvetlendirdi. H. Holbein portreleriyle ün saldı.

Lümünistik sanat:
Rembrant ve Titien, yeni bir görüşle kendi anlayışlarına uygun tablolar yapmaya başladılar. Göstermek istedikleri kısımları aydınlatıyorlar, diğer yerleri de gölgeler içinde bırakıyorlardı. Bu tarzda çalışan ressamlar lümünistik sanat (ışık-gölge) grubunda yer aldılar.

Barok sanatı:
Rönesansın dış yüze ait kompozisyonları, ışık-gölge oyunlarıyla hareketlenen renk kütlelerine yerini bırakır. Mekanda göz derinlere çekilir. İspanya’da El Greco (1541-1614) mistik havada dini resimleriyle; Velazquez (1599-1660) portreleri ve tarihi resimlerine ışık katarak hareketlendirdiği mekanlarıyla barok ustasıdırlar. Ruisdael, Hobbema gibi Hollandalı ressamlar, Rembrant gibi, manzara resmine duygulu bir üslup kazandırmışlardır.

Romantizm (duygusallık):
Romantizm resimanlayışı, konuları daha çok duygusal yönden ele aldı. Genellikle peyzaj ve toplum yaşayışını ele alan bu grubun ressamları tabiat ve insanları belirtmeğe çalışmışlardır. Delaecoix, Corot, Goya başlıca ressamlardır.

Bu akımdan önce konular, saray ve saray yaşantıları, portreler ve en güzel manzaralar dikkatle seçilip işlenirdi. Tabiatı olduğundan daha güzel ve yüksek göstermek gelenek halini almıştı. Millet, Courbet, Davmier halkın yaşayışlarını konu alıp, hayatı ve tabiatı olduğu gibi yansıtmışlardır. Realizme göre; gerçek, güzel olan şeydir.

Empresyonizm (İzlenimcilik):
Yeniliklerin hareket noktası sayılır. Empresyonistler tabiattan aldıkları konuları resimliyorlardı. Açık havaya, kırlara çıkan ressamlar, her an değişen ışık ve gölgeleri, tabiatın canlılığını küçük fırça vuruşlarıyla, renk halinde geçiriyorlardı. Mesela ağaçların yeşil rengi öğle üzeri daha parlak, daha canlı görüldüğü halde akşama doğru koyu renkte ve donuk görünür.

Bu akımın sanatçıları açık havada çalışmaya önem vermişlerdir. Çünkü aradıkları canlı ve temiz renkleri gün ışığının parlaklığında bulmuşlar, koyu ve karanlık renklere resimlerinde yer vermemişlerdir. Renk, ya olduğu gibi veya değerini düşürmeyen başka renkle karıştırılmıştır. Işıklar sarı, turuncu, kırmızı tonlarında aranmış, gölgelerde bunların zıtları olan mavi, mor, yeşille boyanmıştır. Böylece renkleri kirletmeden eşyanın hacim etkisi sağlanmaya çalışılmıştır. Konular da değişiyor, artık her türlü tabiat parçası bir konu olabiliyordu. Saf renklerin önem kazanması ile resim gene dış yüzün işlenmesine dönüyordu. Empresyonizmin ileri gelen temsilcileri; E. Manet, Ey. Degas, P. Renoir, C. Monet, P. Ceazanne ise daha objektif, daha sağlam şekiller vererek ekspresyonizme doğru adım atmış, daha geniş renk satıhlarına dönmüştür. P. Gauguin ile V. van Gogh, bu yolda ilerleyerek eserlerine ekspresyonizme yaklaşan sembolik manalar kazandırdılar. 1874’te Paris’te empresyonist ressamlar birleşerek ortak bir sergi açtılar. Monet’in "Güneş Doğarken İzlenim" adlı tablosu alay konusu oldu. Bu olaydan sonra izlenimcilik adını aldılar.

Ekspresyonistler (Anlatımcılık):
1901 yıllarında izlenimcilere tepki olarak doğdu. Bu akımda kişinin ruhi yaşayışı önem kazandı. Tabiat ikinci planda kalır. Bu akımın sanatçıları kendilerini boğan, ezen ızdırapları, haksızlıklara karşı olan isyanları yeni bir renk ve biçim görüşüyle anlatmak istemişlerdir. İnsan vücutlarını çirkin, yüzlerini korkunç yapıyorlardı. Çizgileri kaprisli, kullandıkları renkler ise cesaretlidir. İlk ustaları Van Gogh ve Munch; sonra Kırchner, Nolde, Rouault, Modigliani’dir.

Kübizm:
Kübist sanatçılar hayalin eseri olan bir düzen koymuştur. Saf geometriye dayanan kübizm, plastik küplerle düzenini kuruyorlardı. Kübizm de başlangıçta diğer sanat akımları gibi anlaşılmamış, alaya alınmıştır. Hemen hemen her akımla ilgilenen Picasso kübizmin de kurucularındandır. Birinci Dünya Savaşından önceki yıllarda Paris’te gelişmiştir. Braque, Gris, Liger bu akımın sanatçılarındandır.

Puvantilizm (Noktacılık):
Neo-empresyonizm (Yeni İzlenimcilik) diye de sanat tarihine geçmiş olan bu akım, Empresyonist görüşlerin etkisinde kalmış, bir bakıma onun devamı sayılır. Puvantalistler, bilimsel metotlarla renk karışımını uygulamışlardır. Gaye göz yolu ile renk karışımları sağlamaktır. Sanatçılar renkleri paletlerinde karıştırarak tuvale sürmüyorlar, onun yerine karışımın yapacağı renkleri yanyana küçük noktalar halinde koyarak bu etkiyi sağlıyorlardı. Mesela sarı ve mavi rengi, küçük noktalar veya kareler halinde yan yana sürüldüğünde uzaktan yeşil gözükür. Gözün bu aldanışı renklerde titreşim yapar, hoş bir görünüm de sağlar. Seurat ve Signac bu akımın başlıca sanatçılarıdır. fütürizm (Dinamizm-Hareket): 1909 yılında İtalya’da önce şiirde sonra da resimde çıkan, geçmiş ve geleneksel görüşleri reddeden bir akımdır. Fütürizmde yapılmak istenen şey, evrendeki hareketin bir anını tespit etmek değil, hareketin kendini duyurmaktır. Bu akıma göre her şey hareket halindedir ve değişmektedir. Bunlar daha çok fırtınalı denizler, son hızla giden otomobiller gibi hareketli konuları seçmişlerdir. Bellibaşlı sanatçıları Boccioni, Severini, Balla’dır.

Fovizm (Yırtıcılık):
H. Matisse 1905 yılındaki bazı ressamlarla birlikte eserlerini sergiledi. Bu resimlerdeki renkler hemen hemen hiç karışmamışlardı. Biçimlerde de derinlik yoktu. Ressamlar hiç bir kural tanımadan kendilerini duygularına vermişlerdi. Bir eleştirici sergiyi gezerken, eserlerin arasında klasik İtalyan üslubunda küçük bir heykeli görünce "Vahşiler arasında bir Donetello" demişti. "Bir tabloya bakarken onun neyi göstermek istediğini unutmak gerek." görüşü hakimdir. Böylece Fovistler olarak tanındılar. Matisse, Dufy, Vilamincle, Derain gibi sanatçılar bu akımdandır.

Dadaizm:
edebiyat ve sanatta bir akımdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında 1916’da başlamış, Almanya ve Amerika’da ortaya çıkmıştır. Dadaizm, eski toplum hayatını, sanat ve kültürü topyekün yıkmayı hedef tutan bir akımdır. En ilgi çeken yönü sanata karşı çıkan bir akım olmasıydı. Temsilcileri Duchamp, Picabia, Arsenberg’dir.

Sürrealizm (Gerçeküstücülük):
Sürrealist ressamlar tabiatın mantıki görünüşünü değil, insanın şuur altında ve rüyalarındaki alemi göstermek istemişlerdir. Klee, Miro ve Salvador Dali bu dalda tanınmış isimlerdir.

Klasizm
Rönesans sanat geleneklerine uygun resim yapma anlayışının hakim olduğu bir sanat akımıdır. Perspektif,ölçü, plan, kompozisyon ve ışık-gölge gibi ana kurallara bağlı kalınarak daha çok realist anlamda resim yapma olarak tanımlanabilir. Klasizm; Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır. Bu akımın başlıca temsilcileri; Leonardo daVinci, Michelangelo Buonarroti ve Raffaello'dur. Leonardi di Vinci'nin Mona Lisa'sı
Barok
17. yüzyılın başında Avrupa’da yepyeni bir sanat üslubunun doğduğuna tanık olunur. Bu yeni üslup, Rönesans üslubundan ayrı, hatta ona tümüyle karışt bir sanat üslubudur. Sanat tarihçileri, yalnız resim, heykel ve mimarlığı değil, diğer sanat dallarını da kapsayan, temelde Rönesans’tan farklı, yeni bir dünya görüşüne dayanan bu üsluba “Barok Sanat” adını vermişlerdir. Barok sözcüğü, Portekizce “Barucca” sözünden gelir. Portekizce’de garip biçimli, eğri-büğrü incilere verilen bu küçültücü ad, aradan yüzyıl geçtiği halde Rönesans ilkelerine bağlılıkta direnen tutucu kişilerce konulmuştu. Barok döneminde resimler hem duvar, hem de tuval üzerine yapılmaktaydı. Bu akımın en büyük ustaları; Caravaggio, Rubens, Rembrandt ve Valezquez'dir. Holofernes'in Başını Kesen Yudit 1951'de Milano'da düzenlenen bir sergide ortaya çıkan bu tablo günümüzde Roma, Galleria Nazionale di Arte Antica'da bulunmaktadır. 16. yüzyılın sonlarından kalan resmin, muhtemelen, Caravaggio'nun tek Yudit tablosu değildir.
Neoklasizm
18. Yüzyılda, sanatta bir takım yeni gelişmeler kendini göstermiştir. Örneğin sanatçılar için tabiat, aile, aile hayatı, iyilikseverlik gibi çeşitli duyguların sanatçıları ilgilendirmesi ve bu konuların ele alınıp işlenmesi, bu gelişmelerin kayda değer bir bölümüdür. Fransa'da doğan bu anlayış, Sanat Tarihi dilinde "Neo-Klasik Dönem" olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde, eski Yunan ve Roma tarzı tekrar canlandırılmıştır. Bu akım özellikle Barok Sanatı'nın aşırı süslemeciliğine duyulan bir tepkidir. Neoklasik resmin teknik özellikleri; ışığın getirdiği etkilerden uzak, perspektif ve derinlik aramayan, arka plana ağırlık veren -keskinleşen- çizgilerdir. Bu akımın en büyük ustası Jacques Louis David'dir. Jacques Louis David'e ait Socrates
Empresyonizm
İzlenimcilik anlamına gelen empresyonizmde sanatçılar dış dünyaya ait olanı; ışığı, renkleri, tepkileri, hüzünleri işlemekte ve yakalanan anlık konuları resmetmektedir. Bu akım ışık ile resim yapma olarak tanımlanmaktadır. İzledikleri temel kaynak güneştir. Konu ışık yansımaları arasında kaybolmuştur. 17. yüzyılda doğan Barok üslup, hayli değişmiş olarak18. yüzyılda da varlığını sürdürmüştür. Barok sanatın gölge-ışıkkarşıtlığına dayanan çarpıcı, içe işleyici dramatik etkisi giderek kaybolmuş ve yerini daha yumuşak bir üsluba bırakmıştır. Bu dönemde ressamlar, atelyelerin loş ortamından çıkıp güneş ışığı altında resim yapmışlardır. Bu dönemin en önemli temsilcileri ; Claude Monet, Auguste Renoir, Vincent van Gogh, Cezzanne, ToulouseLeatrec, Sisley, Camille Pissarro'dur. Vincent van Gogh'un Arles'de Kahvehane tablosu
Kübizm
Kübizm, 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Kübizm'de nesneler parçalanıp, ayrıştırılır ve tekrar düzenlenir. Sanatçı objeyi tek noktadan bakarak resmetmek yerine, pek çok noktadan bakarak objeyi daha geniş bir baglamda gözler önüne serer. Genelde yüzeyler, hiçbir tutarlı derinlik duygusu gözetmeden, görünüşte rastgele köşelerde kesişir. Arka fon ve figür, kübizmin karakteristik özelliklerinden olan belirsiz, sığ alanı yaratabilmek için birbirinin içine işlemiş olarak yer alır. Kübizm, Pablo Picasso ve Georges Braque tarafından 1907 yılında başlatılmıştır. Picasso ve Braque, fovistlerden(fovizm), Afrika heykelinden, ressam Paul Cezanne ve Georges Seurat’tan etkilenmiştir. Kübizm, 1910 yıllarında iyice yaygınlaşmıştır. Pablo Ruiz Picasso'nun paha biçilemeyen tablosu; Genç Kız ve Sandalye
Sürrealizm
Sürrealizm(Gerçeküstücülük), 20. yy.’ın başlarında Avrupa’da ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Şair ve ressamlar I. Dünya Savaşı’nın yol açtığı yıkım karşısında, dehşete kapılmış, akılcı tutuma karşı tavır alarak, bilinç dışının düşsel dünyasına yönelmeye başlamışlardı. 1924’te yayımladıkları Gerçeküstücülük Bildirgesi’nde düşüncenin aklın denetimi olmadan ve ahlâk gibi engelleri hiçe sayarak, ortaya konmasını savundular. Yapıtlarında nesneleri alışılmamış biçimlerde betimleyen Gerçeküstücü sanatçılar, çoğunlukla düşlerin gizli dünyasını dile getirmeye çalıştılar. Bazen de nesneleri kendi doğal ortamlarından çıkartarak şaşırtıcı, düşsel bir ortama taşıdılar. Gerçeküstücülük Akımı’nın Belçika’daki en önemli temsilcisi olan René Magritte (1898-1967) akıl ile akıl dışı arasındaki çizgiyi yok eden resimler yaptı. Bacakları kadın, üstü balık bir denizkızı; kartal tepeli bir buzul, eğik Pizza Kulesi’ni destekleyen bir kuş tüyü çarpıcı tablolarında yer alan ilgi çekici görüntülerdendir. 1920’den başlayarak, Gerçeküstücülerle ilişki kuran İspanyol ressamı Ruan Miro (1893-1983) beklenmedik biçimler ve renkler kullandı. Resimlerinde yer alan kadın, kuş, yıldız gibi kendine özgü biçimlerdeki motiflerle düşsel görüntüler yarattı. Bu büyülü motiflerle çocuksu bir dünya kurdu. Gerçeküstücülük Akımı’yla neredeyse özdeşleşen, Salvador Dali’nin(1904-1989) anılarından ve düşlerinden esinlenerek yaptığı resimlerinde eriyip akan saatler, gövdesinde çekmeceler taşıyan insanlar, boşlukta uçan eşyalar yer alır. Salvador Dali'nin bir tablosu
Konstruktıvizm
20. y.y. ikinci on yillik suresi icinde aktif olan onemli bir sanat hareketidir. Hareket rusyada dogmus ve 1917 devrimini muteakiben etkinlik gostermistir. Yeni dogan bu dunya duzeni icerisinde sanatcinin bir muhendis ve bir bilim adami oldugunu kabul eden bu harekete bagli sanatcilar yeni kurulmakta olan bir duzenin yeni kurallara ihtiyac duyduguna inanmaktadir. Burjuva on yargilarina siddetle kersi cikan konstruktivistler sanat icin sanat fikri ve gercegin yorumu ve tasviri anlayisinada tepki gostermektedirler Materyalist tavri yeni bilimsel ve materyal bicimlerde belirlemeye calisarak toplumsal olarak faydali ve kullanilabilir seylerin yeni bicimlerin kaynagi oldugunu kabul ederlerdi. Toplumu ve sanati butunlestirme cabasinda makine ve insan bilinci zamanlarini yansitacak gucte olup 20. y.y. in degisen sartlarina uygun bir estetik yaratmak istiyorlardi. En onemli sanatcilari endustriyel desen, ahsap, metal ve seramikle birlikte film ve tiyatro ile ugrasan Vladimir Tatlin, tipografi, poster, fotograf ve film ile ugrasan Alexander Rodchenko mimari ve iç dekorasyonla ugrasan El Lissitzky ve insan duygularini sekillendiren psikolojik fenomen ve ic fenomenlere egilen NaumGabo olmustur. Sanat tarihi icerisinde bu akima bagli olarak sekillenen en ilginc eser bir proje olarak kalan 3.Enternasyonale anitidir. Gelecege donuk eser olarakta unlenen bu eser uzay cagi dinanizmine uygun bir dusuncenin urunu olup masif bir spiral olarak teskilatlandirilmisti. icinde bir silindir, bir kup, bir kure asili olup, cesitli mimari mahalleri ihtiva edecekti.Bugun ayakta kalan en onemli konstruktivist eser ise moskovadak, Leninin mozolesidir.
Vladimir Tatlin (1885 - 1953)
Alexander Rodchenko (1891 -1977)
El Lissitzky (1890 - 1941)
Naum Gabo (1890 - 1977)
Vladimir Tatlin, Marinaio Tablosu - 1911
Suprematizm
1913 de bir tavir olarak Rusya'da dogan akim; cagin mekanik dogasina uygun bir karaktere sahiptir. Doga goruntulerinin taklitini reddederek, geometrik formlarin temelini teskil ettigi bir ifadeselligi yeglemekteydi. Geleneksellesmis anlatim bicimlerini reddederek, yeni gercekleri yakalmaya calisiyordu. bu geometrize gercekler doganin kaosu icerisinde insanin yucelisini sembolize eden temel elemanlar olarak dogal olgular icinde bulunmayan goruntulerle uygulandi. Temel geometrik eleman kareydi. Konstruktivistler gibi sanatin faydaciligi savunmalarina ragmen onlardan ayrilan ferdiyetci bir tavrı benimsemislerdi. sanatcinin muhendis ve bilim adami olmasi fikrine karsi cikarak, hur bir sanatci tipi olusturmayi hedeflediler. Sanat eserinin bilinc alti zihnin tezahuru oldugunu savunarak, insan yapisi meteryal ozunu degil, ama evrenin aciklanamaz bilinmezligini ifade için bir arzu oldugunu ilke edinmişlerdi. Kasimir Malevich, The Knife Grinder tablosu - 1912
Abstre Ekspreyonizm
Ekspresyonizmin uzantisi olarak 1940 yillarin sonunda dogan bu akim 1950yillari icinde gelismis olup, 1960 ve 1970 yillarinda etkisini yogun bir bicimde gostermistir. Dogmatik olmaktan cok arastirmaci bir tutum sergileyan bu hareketin metafizik sanrilara duydugu alaka belirgindir. bilnc ve bilincsizlik arasindaki karsitliga onem vererek derin seviyelere inmeyi hedeflemislerdir. zitliklarin butunlugu icinde otomatik yaratima onem vermesi surrealist akimlardan aldigi etkilerle baglantilidir. Bu akim icindeki sanatcilarin ilgi odagi junf felsefesidir. Arketipler ve bunlarin uretilmesi onem tasir. Soyut bir uretimin egemen oldugu bu akimda dogaclamaya onem veren sanatcilar ic birikimin tumuyle disa vurumuna agirlik vermislerdir. Derinligi olmayan yeni mekanlarda kurulan sanat eserleri seyirci icin ima edilen bir ozumseme ortami yaratmayi hedefleyerek bosluk icinde sartlanmisliktan onu kurtarmayi hedeflemektedirler. Franz Kline, Henry H II tablosu - 1959-60
Kinetic Art
Hareketin tasviri anlayisindan yola cikarak ortaya cikan bu harekete konstruktivizmin etkisi buyuk olmustur. Eserleri hareketin kendisiyle degil hareket etkisi yapmasiyla ilgilidir. kinetic sanat icin ozgun etki eserin karsisinda hareket eden seyirciden kaynaklanmaktadir. Seyirciler eseri elleyebilecegi gibi onu harekette ettirebilir. Gelecege yonelik tavri ile futurizmdende etkilenen bu akim farkli olan hareketi bicimsel bir sekilde degil de bizzat hareketli bir nesne biciminde ifade etmesidir. 1950 yillarinda gelisim gosteren bu sanat akimi dort tip olarak ele alinir 1. gercekten hareketli 2. izleyicinin hareketiyle hareketlenen 3. isik yansimasi yapanlar 4. izleyenin katilimini gerektirenler
Naum Gabo (1890 -1977)
Alexander Calder (1898 - 1976)
Josef Albers (1888 - 1976)
Alexander Calder, Red nose tablosu (Kırmızı burun)

Puvantilizm( Noktacılık)
Neo-Empresyonizm(Yeni izlenimcilik) diyede sanat tarihine geçmiş olan bu akım Empersyonist görüşlerin etkisinde kalmış ve bir bakımada onun devamı sayılır. Puvantilistler bilimsel metodlarla renk karışımını uygulamışlardır. Amaç göz yolu ile renk karışımını sağlamaktır. Bu akımın sanatçıları renkleri paletlerinde karıştırmayıp direk tuval üzerinde noktalar halinde koyarak çalışıyorlardı. Öncü sanatçıları; Seurat ve Signac’tır.
Post Empresyonizm
(Art izlenimcilik): Empresyonizm akımının etkisinde kalan fakat onun sınırlı kurallarına bağlanmayan sanatçıların yoludur. Empresyonizmin ışık renkleri ile atmosfer oyunlarına önem vermeyerek, eşyayı sağlam bir inşa içinde göstermek isteyen ve güneş renkleri ile yetinmeyerek bütün renkleri paletlerine alan ve doğayı yeniden biçimleyen ressamlardır. Sanatçının kendi mizacınıda resmin konusu içine alan bir akımdır. Öncü sanatçıları; Cezanne, Van gogh, Gauguin, Lautrec ve Munch’tur. Paul Cézanne (1839 - 1906) Fransız post-empresyonist ressam
Orfizm
Kübizmin bir kolu olan, renge ve renk uyumuna önem veren sanat anlayışıdır. Delaunay’ın resimlerinde , Picasso ve Brague kübizminin aşıldığı, şiirli ve müzikli bir anlatıma varıldığı açıklanmıştır. Bu sanatçı ve akımın özelliği; İzlenimcilerin saf renklerine bağlı olup, Seurat’ın yaratıcılığını da begenirdi. O, saf anlatımın, simültane kntrastlar üzerine kurulması gerektiğine ve bunun, renklerin dinamizmini ve varlığını anlatmak için biricik olanak olduğuna inanıyordu.
Dadaizm
Birinci dünya savaşı sonucu olarak Fransızca daki “tahta at” kelimesinden alınmış bir sanat akımıdır “1916” . Bu akımın amacı sanat değildi. O, Avrupa uygarlığının beylik değerlerini ve savaşa karşı alınmış bir cephe ve protesto idi. Dadacılar, kağıt, tahta v.b malzemeleri yapıştırarak kolaj türü çalışlmalar yapıyorlardı. Bu akımın en ilginç yanı; sanata karşı bir sanat akımı olmasıdır. Dadaistlerin tek amacı saldırmak, kızdırmak, olmayacak şeyler yapıp insanlık adına yapılan soytarılıkları parça parça etmekti. Bu hareket daha sonraki sürrealist akıma zemin olmuştur. Sanatçıları; Duchamp, Picabia, Arsenberg’ dir.
Soyut Sanat
(mücerret,abstrakte): Doğa görüntülerine bağlı olmayan bu sanat akımı, 20. Yy’ın resim ve heykel anlayışında yeni bir dünya göüşüdür. Soyut sanat, eşya, doğa ve canlıların görünüşlarinden faydalanmayı reddedip, resimde renk, çizgi ve düzlemleri düzenleyerek bunlarla heyecan verici kompozisyonlara ulaşmayı amaçlar.
Plutenko
Soyut sanatı ilk ortaya atan 1910 yılında ilk eserini veren Kandinsky olmuştur. Soyut sanat ile nonfigüratif sanatı birbirinden ayırmak sorun olmuştur. Bu sanatın başlangıcı doğadandır, sonu ise doğadan tamamen uzaklaşmıştır. Oysa nonfigüratif te, başlangıçtan itibaren, doğaya bağlı olmadan bir çalışma söz konusudur. Öncü sanatçıları; Kandinsky ve Mondrian’ dır.
Pop-Art
Popüler sanatın kısaltılmış adıdır. Pop-art ismi 1954’te İngiliz sanat eleştirmeni Lawrence Alloway tarafından kullanıldı. 1960’lardan bu yana İngiltere ve Amerika’da ayrı ayrı doğup gelişmiş bir sanat akımıdır. Özellikle Amerika’da günümüzün en yaygın anlayışıdır. Pop-art, Dadacıların kolajlarından tutunda kendinden önceki öncü akımları adeta yeniden fakat daha kuvvetle canlandırmakta ve sürdürmektedir. Bu akım sanatçıları, endüstri ürünü artıklarından güzete parçalarına, insan ile diğer canlı ve eşyalardan alınmış mulajlardan, hazır doğa nesnelerine kadar nu bulunursa kullanılmış ve bir sanat yapıtı olarak sunmuşlardır. Pop-art gerçek ile görüntünün farkını çarpıcı bir biçimde ortaya koyar ve makineleşmiş hazırcı insanı eleştirir. Pop-art teknikleri içinde şablonlar, boya tabancası, baskı resimler, ipek baskının tuval resminde kullanılması vardır. Amerikalı Pop-art sanatçıları; Lichtenstein, Warhol gibi ...İngiliz Pop-art’ çılar; Paolozzi, Hamilton, Peter Blake, Allan Jhones, vb.

Oryantalist Resim Nedir?
Batı resim sanatında ortaya çıkan akımlar arasında en çok Türk resmini ilgilendireni şüphesiz Oryantalizm akımıdır. Oryantalist akımın başlangıcı, 18, yüzyıl siyasi konjonktürü ile doğrudan ilgilidir. Osmanlı bünyesindeki bozulmanın en ileri düzeye ulaştığı bu dönem, aynı zamanda bu bozulma ve geri kalmışlığa çarelerin de arandığı bir dönemdir. Bu çarelerin en başında şüphesiz dışa açılma ve modernleşme çabaları gelmektedir. Bu çabalar doğrultusunda Osmanlının Avrupa ülkeleri ile daha sıcak ilişkiler kurmaya yönelmesi, özellikle aile karşılıklı bir yeniden tanıma sürecini, kısıtlı da olsa beraberinde getirir. İşte bu dönemdir ki, Osmanlı aristokrasisinde derin bir Fransız kültürü etkisi oluşmuştur. Roko ve Barok akımlarının da sanat hayatına bıraktığı derin izler bu dönemde en üst düzeydedir. Ancak bu etkileşim tek yönlü değildir. Osmanlıda olduğu gibi, batı sosyetesinde de bir Osmanlı ve doğu motifleri kullanma merakı gelişmiştir. Romantizm etkileri ile bu merak ve ilgi, maceracı gezginlerin ve derin Doğu sırları peşinde koşan bohem sanatçıların Osmanlı topraklarına akınına yol açmıştır. Bu dönemde kurulan Osmanlı – Fransız ittifakının, bu portreye sıcak bir katkı sağlamış olduğu düşünülebilir. Bu süreç sarayda batılı ressamların boy göstermesiyle devam eder. Aynı şekilde Türk ressamlarının da Avrupa’da, özellikle Paris’te sanat hayatına katılımlarıyla Türk resminin de gelişiminde önemli bir pay sahibidir. Saraya davet edilerek veya kendini davet ettirerek çalışmalar yapan ressamların çokluğu iki sonuç verir. Birincisi Avrupa’da Oryantalizm modasının sürmesi, ikincisi ise bu modanın teşviki ile daha fazla sanatçının oryantalist resim pazarından pay almak amacıyla Doğu’ya yönelmesi. Abdülmecid ve Abdülaziz, gelecek vadeden Türk ressamları kuşağına verdikleri desteğin yanı sıra, yabancı ressamlara da büyük ilgi göstermişlerdir. Bu yabancı ressamların Türk resminin gelişimine sağladıkları katkı üslup olarak değilse bile resme olan ilginin gelişimi kapsamında dikkate değerdir. III: Selim döneminde gelen Melling, Hilair, Allom, Bartlett, Antoine de Favray, van Mour gibi ressamlar, İstanbul manzaraları resmetmişler ve Boğaziçi Ressamları olarak anılmışlardır. Ancak gelen ressamlar arasında bazıları İstanbul'a olan tutkuları veya Türk resmine sağladıkları katkılarla diğerlerinden ayrılırlar. Amedeo Preziosi (1816- 1882) ve Leonardo de Mango (1843- 1930) İstanbul'a yerleşip hayatlarının sonuna kadar bu kentte yaşamışlardır. Aivazovsky (1817- 1900), resimlerinde büyük bir tutkuyla sevdiği İstanbul'u defalarca kez ele almış, şehre bir çok kez gelmiştir. Guillemet (1827- 187, 1874 yılında İstanbul'da bir özel desen ve resim akademisi kurması ile önem kazanır. İtalyan ressam Zonaro (1854- 1929), İstanbul'da çok sayıda resim üretmiştir. Oryantalim akımının Türk resmine üslup anlamında kattığı çok fazla değer olmadığı kanaati yaygındır. Ancak, Osmanlı topraklarında eser veren bu büyük ustaların teknikleri ve oluşturdukları sanat talebi, çağdaş Türk resminin ilk kuşağının da yolunu açmakta etkili olmuştur. Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid, Halil Paşa ve Hoca Ali Rıza; ortaya koydukları büyük performansa fırsat tanıyan saray desteğini, kısmen de olsa bu sanatçıların çalışmalarına borçludurlar. Özellikle Osman Hamdi Bey, büyük bir oryantalist ressam olarak sayılabilir. Yabancı oryantalistlerin, doğu kültürlerine karşı yetersiz izlenimleriyle ortaya koydukları eserler, bir anlamda kültürel bir hatalar zinciri de içermekteydiler. Hamam sahneleri ve cariyelerle dolu bir çok oryantal resim tuvali, aslında gerçeklerden oldukça uzak kompozisyonlar sunmaktaydı. Böyle bir akımın dış dünyadaki etkilerini hesaba katarak, bunun bir fırsat olarak değerlendirilebileceği aşikardır. Osman Hamdi, tuvallerinde resmettiği kompozisyonlarında derin bir Doğu gerçeği ortaya koymuştur. Yüzyıllarca dünyaya hükmetmiş olan ve günün batı medeniyetinin kaynağını teşkil eden bütün değerlerin oryantalist olduğu gerçeğini dünyanın yüzüne vurmuştur bir anlamda. Çünkü onun tuvallerinde sürekli düşünce ve üretim sahneleri yer alır. Çalışan insanlar, düşünen insanlar, iletişim halinde olan sıcak figürler. Bu figüratif canlılık ve gerçeklik, Batı dünyasına adeta şu mesajı vermektedir: Bu coğrafyanın içkin değerleri bildiğiniz ve resmettiğiniz gibi değildir. Buraya gelerek İstanbul’un mesire yerlerinde gönül eğlendirirken yaptığınız tablolar, bizim ağaçlarımız ve göllerimizdir. Benzerleri İsviçre’de de görülebilir. Oysa ki bizde kaplumbağa terbiyecileri var, ve işte bu da onun resmidir. Bilgi, bilgelik ve sabır... İşte Doğu. Bu bir anlamda Batı ile Doğu’nun birbirini daha iyi anlamak üzere çaba sarfetmeye davet edilmesidir. Bir sentez önerisidir. Bugün bile ihtiyacı, belki de o dönemden kat be kat daha fazla hissedilen bir sentez... Oryantal resim akımı, empresyonizm, kübizm gibi akımların ezici gücü ile Avrupa’da sönmüş, soyut resmin dünyadaki büyük patlamasıyla ise neredeyse unutulmuştur. Ancak 20. yüzyılda sanat koleksiyonerlerinin ilgisini tekrar kazanmış ve bu tarzda eser vermeyi tercih eden sanatçılar ortaya çıkmaya başlamıştır. Günümüzde oryantal resim halen büyük ilgi görmektedir.
Vektörel Resim Nedir?
Pek çoğumuz normal bir resmi büyütmekten korkarız çünkü normal bir resim piksel değerleriyle ifade edilir ve resim büyütüldükçe pikseller ortaya çıkar ve sonuç resim pek iç açıcı değildir. Bu sorun vektör resimler sayesinde ortadan kalkmaktadır. Vektör grafikler çözünürlükten bağımsız, herbir nesne matematiksel ifadelerle oluşturulan ve en önemlisi detay kaybetmeden herhangi bir boyuta yeniden ölçeklendirilebilen grafik türüdür.
VEKTÖR GRAFİK
Vektör terimini en basit haliyle, iki nokta arasında çizilen çizgi olarak tanımlayabiliriz. Başka bir deyişle bu tip grafikler; koordinatları belirlenmiş, başlangıç ve bitiş noktaları belirtilmiş çizgilerden oluşur. Bilgisayar, bu yöntem ile çizilmiş çizgilerin tümünü yan yana koyarak resmi oluşturur. Bulmaca dergilerinde rastladığımız “noktaları birleştirme” oyunlarını hatırlayın. Bu oyunlar, başlangıçta sayfa üzerine dağıtılmış noktalardan oluşurlar. Biz bu noktaları sırayla birleştirdiğimizde ise, resim ortaya çıkar. İşte vektör grafikler de, biraz bu oyunlara benzer. Grafiği hazırlayan kişinin, koordinatları sayısal olarak girmesine gerek yoktur. Bilgisayar, bu koordinatları çizgi çizilirken kendisi oluşturur. Aşağıdaki örnekte aradaki farkı daha iyi göreceksiniz. Vektör resimde şişenin etiketinde o küçük yazıların bile 7 kat büyütüldüğünde hiç bozulmadığını görebiliyoruz.
VEKTÖR GRAFİĞİN AVANTAJLARI
Vektör grafik, bazı avantajları nedeniyle bitmap grafiğin yerine kullanılabilir;
• Vektör grafik, bitmap’e göre sabit diskte daha az yer kaplar.
• Büyütme ve küçültme işlemleri sırasında resimde bir bozulma olmaz.
• Resim çok kolay bir şekilde değiştirilebilir ve İstenen parçaları, başka bir resimde rahatlıkla kullanılabilir.
• Resmi oluşturan çizgilerin rengini, kalınlığını ve yerini değiştirmek çok kolaydır.
VEKTÖR GRAFİK ÇİZİM PLATFORMLARI
Vektör grafikler Corel Draw, Photoshop, FreeHand vb. platformlarda geliştirilebilir.
Peyzaj
Peyzaj (Fr. Paysage, İng. Landscape, Paysage), bir noktadan bakıldığında görüş çerçevesi içine girebilen doğal ve kültürel varlıkların bir arada meydana getirdikleri görünüştür. Çoğu kişinin aslında bildiği ; ama terim olarak çok sık karşılaşmadığı bu yabancı kelime, dilimize Fransızca'dan yerleşmiştir (paysage) ve anlamı, "manzara", "görünüm" demektir. Doğaya düşkün olan bir millet olarak peyzaj, aslında iç içe yaşadığımız ortam denebilir. Herkesin peyzaja bakış açısı ve algıladıkları, kültürüne göre değişebilir; ama değişik meslek grupları, peyzajı kendine göre yorumlayabilir. Bir orman mühendisi ya da bir coğrafyacı için kendi mesleğini ilgilendiren bir çok şeyle karşılık bulabilir. Mesela tanımlardan birini ele alalım: "Peyzaj: Bir noktadan bakıldığında görüş çerçevesi içine girebilen doğal ve kültürel varlıkların bir arada meydana getirdikleri görünüştür." (Aran,1965) Böyle bakılınca peyzaj, içinde yaşadığımız dünya kaldırım taşından çocuk parkına doğa yürüyüşü yaptığımız dere kenarına, bir müzenin bahçesindeki eserlerin yerleştirilişine, çok katlı bir binanın çevre düzenlemesin, evimizin bahçesi ve rengine kadar hissettiklerimizin gördüklerimize bir yansıması halini alıyor. Çevre düzenlemesi, "peyzaj mimarlığı"nın ilgi alanı içindedir.[1] Bir peyzaj mimarının böyle bir proje yapabilmesi için, mimari bilgisinin dışında toprak, ekoloji, botanik, sistematik, tanı, sulama, hidroloji, dendroloji (Ağaç Bilgisi) gibi bilgilerle de donatılmış olması gereklidir. Bu bakımdan herhangi bir mimar peyzajcı olamayacağı gibi, her hangi bir orman mühendisi, ziraat mühendisi ya da botanikçi de peyzajcı olamaz. Bunu özellikle vurgulamamızın nedeni, bugün pek çok kişinin peyzaj mimarı olarak ortaya çıkmasından duyulan rahatsızlıktır. Bahçe düzenlemesi bilimsel ve sanatsal olarak ele alınınca diğer branşlarda olduğu gibi genişlemeye, gelişmeye başlamıştır. Mekan düzenlemesinin;
İç mekan düzenlemesi (Mimari)
Dış mekan düzenlemesi (Çevre)
şeklinde iki grupta ele alındığını biliyoruz. Mimar, bir binanın iç tasarımını yapar, projelendirir. Bir de binanın dışında kalan, bahçeler, yollar, duvarlar, havuzlar, setler, tesisler vb. vardır. Bunlar dış mekanlardır. Tasarımı için "yapı bilgisi", "estetik", "statik", "hidroloji", "çizim tekniği", "dendroloji" gibi bir takım disipline edilmiş bilgilerin tasarımcıda toplanmış olması gerekir.[2] Peyzaj sözcüğü, "manzara" ya da daha doğrusu "kır manzarası", "kır resmi" anlamında, Fransızca'dan alınan resim ve fotoğraf sanatına ait bir terimken, uygulama alanı zamanla genişleyerek, bir bahçeden çok büyük, birçok bahçeleri, yerleşim alanlarını, korulukları, kırsal alanları içine alacak kadar büyük doğa parçalarının düzenlenmesinden, kent planlama branşına kadar dayanmıştır.[3] Peyzaj, bahçe düzenleme işlemlerinin bir sanat, bir meslek dalı haline gelip disipline edilmesi olarak da adlandırılır. Bahçe düzenleme, uzun yıllar eğitim gerektiren bir alandır. Bahçe düzenlemesi, bilimsel ve sanatsal olarak ele alınınca diğer branşlarda olduğu gibi genişlemeye, gelişmeye başlamıştır. Mekan düzenlemeleri, iç mekan düzenlemesi (Mimari) ve dış mekan düzenlemesi (Çevre) olmak üzere iki grupta ele alınır. Dış mekan düzenlemesi geniş ve kapsamlı anlamda peyzaj bölümünü oluşturur. Peyzaj işini meslek edinenlere "peyzajist", "peyzajcı"; Peyzaj işinin tasarımını, projelendirmesini yapan akademisyen elemanlara da "peyzaj mimarı" denilmektedir.[4] Üniversitelerimizde artık ülke ihtiyaçlarına yetecek kadar Peyzaj Mimarı yetiştirilmektedir, ister bahçe düzenleme olsun, ister çevre düzenleme olsun bunları mutlaka uzmanına yaptırmalıyız. Düşünün ki bugün yapılan ve uygulamaya başlanan projede 5-10-20 sene sonrasının durumları dikkate alınmaktadır. Konudan habersiz bazı ihtiyaç sahipleri, bahçesinin yıllar sonra kavuşacağı şekli, kompozisyonu hemen istemektedir. Bu, mümkün değildir. Projede yer alan bir çam ağacı ancak 10-15 yıl sonra projede gösterilen bir mekanı kaplayabilecektir. Oysa bugün 4-5 yaşında ve boyu 1 m.den küçüktür. Onun yanında yer alan bir başka ağaç da belki 5 yıl sonra istenilen düzeye erişecektir.[2] Ressamların yaptığı doğa görünümleri de peyzaj olarak adlandırılır.
Peyzaj Resim
"Peyzaj resim", konusunu doğadan alan resimlerdir. Bu resimlerde yakın plan ve arka plan olmak üzere en az iki planda konu işlenir. Ön planda olanlar daha büyük, net, renkleri canlıdır. Geri planda kalanlar, daha açık ve şekillerin netliği kaybolmuştur. Manzara resimlerinde gökyüzü önemlidir. Kompozisyonu kurarken gökyüzü ya da yeryüzünden birine daha çok yer vermeli, resme başlamadan buna karar vermek gerekir. Resimde daima eşitlikleri bozmak gerekir. Yatay çizgiler, yatay hatlar dinlendirici, huzur verici bir etki yaparlar. Ağaçlar, telgraf direkleri gibi dikine biçimler, yaşamın gücünü simgelerler. Yuvarlak çizgiler, hareket etkisi verirler. Hareketli unsurların ardından dinlendirici, sade unsurlarla denge sağlanır. Sadece hareket gözü yorar, çok sadelik de monotonluk yaratır. Hava durumu gibi bazen yağmur, bazen güneş, soğuk, bazen coşku, sevinç, bazen de hüzün... Peyzaj resminde de Natürmortta olduğu gibi modeldeki bazı kısımları bilinçli olarak değiştirmek, sadeleştirmek veya abartmak gerekebilir. Kompozisyonda büyük leke, orta büyüklükte lekeler, küçük lekeler bulunmalı.. Çizgi ve renk perspektifi, peyzaj çalışmalarında önemlidir. Derinlik, perspektif yardımıyla verilir. Arka plana doğru gittikçe; renkler, silikleşir, soluk bir hal alır.Tabii resimlerinde perspektifi önemsemeyen modern ressamlarla, perspektif bilgileri eksik nâif ressamlar da vardır.[5] Peyzaj resmi, dağlar, ovalar, ağaçlar, nehirler ve ormanları içeren manzaraları betimlemektedir. Peyzaj resminde gökyüzü vazgeçilmez bir unsur olarak yer almaktadır. Peyzaj, 15. yüzyıl başlarında Avrupa resim sanatında daha çok dinsel konulu temalarla ortaya çıkmıştır. Çin'in geleneksel "saf" peyzaj resim geleneğinde, minyatür insan figürü yalnızca bir gözlem noktası olarak yer almakta olup izleyiciyi deneyime katılmaya davet etmektedir.[1]
Peysage, peysaj, peyzaj
Peyzaj Resim Türleri
Gökyüzü veya Bulut Peyzajları, bulutlar, hava veya atmosfer durumlarını betimleyen resimler.
Mehtap Peyzajları.
Deniz Peyzajları, okyanus, deniz ve kıyı manzaralarını anlatan resimler. Su Ürünleri.
Nehir Peyzajları.
Kent Peyzajları.
Kuşbakışı Peyzajları, özellikle uçak ve diğer hava araçlarından görüntülenen manzaraları betimlemektedir
Soyut resim, 19. yüzyıl sonlarına doğru Post-izlenimcilik ve Dışavurumculuk sonrasında ortaya çıkmış bir akımdır. Henri Matisse'nin ortaya çıkardığı Fovizm akımı ile beraber ilerleyen bu sanat akımı Pablo Picasso ve Georges Braque ile birlikte Kubizm akımını tetiklemiştir. Mevcut akımların referansı ile soyut resim sanat tarihindeki yerini almaya başlamıştır, bu akımın öncülerinden Wassily Kandinsky, Kasimir Malevich, Franchis Picabia, Piet Mondrian, Robert Delanuay sayılabilir. Bu akım ardından gelen Soyut Dışavurmculuk, Sürrealizm gibi bir çok akımın da temelini oluşturmaktadır. Sürrealizm (Gerçeküstücülük),
20. yy.’ın başlarında Avrupa’da ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Şair ve ressamlar I. Dünya Savaşı’nın yol açtığı yıkım karşısında, dehşete kapılmış, akılcı tutuma karşı tavır alarak, bilinç dışının düşsel dünyasına yönelmeye başlamışlardı. 1924’te yayımladıkları Gerçeküstücülük Bildirgesi’nde düşüncenin aklın denetimi olmadan ve ahlâk gibi engelleri hiçe sayarak, ortaya konmasını savundular. Yapıtlarında nesneleri alışılmamış biçimlerde betimleyen Gerçeküstücü sanatçılar, çoğunlukla düşlerin gizli dünyasını dile getirmeye çalıştılar. Bazen de nesneleri kendi doğal ortamlarından çıkartarak şaşırtıcı, düşsel bir ortama taşıdılar. Gerçeküstücülük Akımı’nın Belçika’daki en önemli temsilcisi olan René Magritte (1898-1967) akıl ile akıl dışı arasındaki çizgiyi yok eden resimler yaptı. Bacakları kadın, üstü balık bir deniz kızı; kartal tepeli bir buzul, eğik Pizza Kulesi’ni destekleyen bir kuş tüyü çarpıcı tablolarında yer alan ilgi çekici görüntülerdendir. 1920’den başlayarak, Gerçeküstücülerle ilişki kuran İspanyol ressamı Ruan Miro (1893-1983) beklenmedik biçimler ve renkler kullandı. Resimlerinde yer alan kadın, kuş, yıldız gibi kendine özgü biçimlerdeki motiflerle düşsel görüntüler yarattı. Bu büyülü motiflerle çocuksu bir dünya kurdu. Gerçeküstücülük Akımı’yla neredeyse özdeşleşen, Salvador Dali’nin (1904-1989) anılarından ve düşlerinden esinlenerek yaptığı resimlerinde eriyip akan saatler, gövdesinde çekmeceler taşıyan insanlar, boşlukta uçan eşyalar yer alır. Sürrealizmi Türkçe'ye "gerçeküstü akımı" olarak çevirebiliriz. Bu akım, Empresyonizm, Kübizm, Fovizm gibi teknik plânda devrimler çerçevesine uyan ekollere doğrudan doğruya "duygu" sistemine önem veren, onunla var olan bir hareket kimliğine bürünüyor. "Duygu" kelimesini, geniş anlamını belirtmek için tırnak içine aldık. Sürrealizm konusunda "duygu" dan söz açılırsa rüyaları, hayalleri, bilinçaltı dünyamızın garip, anormal, mantıksız itişlerini, seksüel kompleksleri, ruh derinliklerinden kopup türlü şekillerde kendini gösteren, çoğu boşuna çabaları, benliğimizin dışarıya verilmemiş, gösterilmemiş gizli, kapalı yönlerini anlamak gerektir. Bu bakımdan Sürrealizmi, Sigmund Freud’un "psikanaliz" konusundaki araştırmalarının, vardığı sonuçların sanat plânında gösterisi olarak kabul edebiliriz. Sürrealistler, insanlığın kuruluşundan beri maddi dünyaya paralel olarak gelişen ve çok kere bu dünyayı yenen gizli duyguları, inançları, mitolojinin, sihirbazlığın, gizli bilimlerin, efsanelerin, korkunç hayal dünyasının resim plânında temsilcileri oldular. 1920 de "Sürrealizmin Manifesto" sunu yayımlayan şair ve yazar Andre Breton bu akımı şöyle vasıflandırıyor: "Bana kalırsa en kuvvetli Sürrealist imaj-resim, görünüş, olay v.s. en ileri aykırılık, karşıtlık derecesine yükselmiş olanıdır. Sürrealist eser aykırılıklarla, zıtlıklarla, gerçekle her türlü bağı kesmiş, yitirmiş olarak kendini gösterir. Sürrealizm hayal dünyasının tercümesidir, o hayal dünyası ki içindeki gerçekçi elemanlar soyut, soyut elemanlarda gerçek olabilir. Sürrealizm'de gerçeğin normal açısı büsbütün kapanmıştır." Amaç bu sözlerden iyice anlaşılıyor: Sürrealizm gerçekle bütün bağlarını kesmiş, ruh derinliklerine inerek fizik üstü dünyamıza ulaşmıştır. Hepimiz rüya görürüz. Bu rüyalarda, Breton'un işaret ettiği gibi normal olaylar, normal objeler, imajlar bulunabilir. Ama bunlar öylesine mantıksız, öylesine anormal olarak birbirlerine bağlanmıştır ki rüya bizi, alıştığımız dünyanın çok ötesine, "fantastik" bir hava içine sokar. Zaten, rüyanın çekiciliği, bazı rüyaların etki kudreti onların bu fizik üstü kimliklerinden ötürü değil midir?
1. Çağrışım metodu : Freud'dan ilham alan edebiyat sanatçıları, insanın şuur altını öğrenebilmek için, onu, hipnotik uykuya salmak suretiy­le, şuurunun altındaki gizli duyumlarının şuur alanına çağrışımım yapmışlardır. Daha açık anlatımla, ona rüya gördürmüş­ler ve gördüklerini uykulu bir durumdayken söyletmişlerdir. Bu şuur altından elde edilenleri, o kişinin uyanıkken yazdığı otomatik metinlerle karşılaştırma yapmışlardır. «Hiptonizma tecrübesi, alt şuur bakında basit bir ankettir.»
2. Otomatik metin elde etme : Zihnin kendi üzerine dönmemesini sağlamak, iç-dış etkilerden tamamıyla sıyrılacak bir yerde bulunmak ve utanma, sıkılma gibi insanın duyumlarının yönünü değiştirecek baskılardan korkmamak şartiyle kalemin ucuna gelenleri (noktalama işaretleri gibi fikir ve duyguyu kesen, bölen nesneleri bile kullanmadan) kâğıt üzerine geçirmeye otomatik metin elde etmek diyoruz. Bunu hipnotik uykuya salınacak insanın kendi kendine yapması gerektir. Bunu yaparken insan, kendini o derece çevresinden ve aklından ayrıcak ki, ahret korkusu bile içinden kaçmış bulunacak, bir ölümün hürriyetiyle metni meydana getirecektir.
Şiir ya da nesir yazarken bile bu şekilde davranmak, sürrealizmin baş tavsiyesidir. Sürrealist sanatçıya göre, bu iki metodla elde edilen sonuç, gerçek insanı ortaya koymaktadır. Bu bakımdan bir kimsenin sevaplarının yanma günahlarının; ahlâka uygun, sandığımız davranışlarının yanında ahlâk dışı davranışlarının da bir edebî eserde yer alması icabeder. Sürrealizmin bu çekici tutumu yanında, insanın, bir hayvan serbestliği ve utanmazlığı içinde yaşamasına imkân bulunmaması, yapmacık da olsa insanın bazı noktalarda duygularını ve davranışlarını frenlemesi gerektiği; aksi halde insanın öteki yaratıklar karşısında kazanmış olduğu değer hüküm­lerinin ortadan kalkacağı önemli birer gerçektir. Bu yönden sürrealizm tenkide uğramıştır.Sürrealistler şiiri bir akıl ve irade işi saymıyorlar. Şiiri içimizin derinliklerinde gizlenmiş, tesadüflerle dışarıya çıkan birtakım duygu ve düşünce parıltılarının sertleşmiş şekli olarak kabul ediyorlar.1924 yılından başlayarak tutunmaya çalışan sürrealizm, metodunun ağırlığı dolayısiyle yaygın bir durum kazanamamıştır. Fakat bütün sanatlar içinde birçok sırlan ortaya koyması bakımından, ötekilerine ışık tutmuştur. Resimde Sürrealizmin ilk sergilerinde dikkati en çok çeken ressam Salvador Dali idi. Dali garip bir dünyanın sisli olaylarını, objelerini, yaratıklarını her türlü man­tık düzeninden uzak, tablolarında canlandırıyordu. Kadın vücutlarından çekmeler çıkıyordu. Bunlar, kadınla dolap arası acayip yaratıklardı. Çöl manzaraları içinde zürafalar yanıyor, çıplak kadın, erkek vücutları türlü deformasyonlar -değiştirmelerle- kamburlaşıyor, çolaklaşıyor, yada ancak desteklerle ayakta durabiliyordu. Ağaç dallarına çamaşır gibi yumuşamış salkım salkım saatler asılıyordu. Sahillerde, kayalıklar arasında dikiş makineleri yerleşmiş, dekorla bir türlü bağdaşamıyorlardı. Dali yan yana gelince en uygunsuz görünen, en bağdaşamayan eşyayı umulmadık tertiplerle bağdaştırıyor, hayal kapılarını ardına kadar açıyordu. Gerçekten bu kadar uzak bir estetiğin gerçekle ilgisiz bir teknik kullanması beklenebilirdi. Oysa tam aksine olmuştu. Sürrealistler yüzde yüz gerçekçiliği, klasik geleneklere bağlı bir gerçekçiliği seçmişlerdi. Bunun derin bir sebebi vardı: resmedilen biçimlerin tanınması gerekti. Soyut bir teknik kullanılsa idi o garip yaratıklar, o garip, anormal bağdaşmalar nasıl başarılacaktı? Dali'nin ve öteki Sürrealistlerin inceden inceye işlenmiş bir teknikleri vardı ve bu işçilik bulutları, denizi, dağları, taşları, insan vücutlarını değme realistlerden daha sadık bir titizlikle taklit ediyordu. Ama bu taklitçi, bu gerçekçi teknik Sürrealist tablolarda hiç de klâsik sanatın gerçekçiliğini hatırlatmıyordu. Çünkü resmedilen objeler, yaratıklar, manzara ve konular o derece garip, anormal tertipler içinde idiler ki, tabloya bakan seyirci otomatik olarak bir rüya ve hülya ülkesine dalmış bulunuyordu. Sürrealizm yalnız resim plânında değil, belki daha da kuvvetle edebiyat alanında da uzun zaman hüküm sürdü. O kadar ki bugün sürrealist eğilimin öldüğü gününü geç, devrini kapattığı söylenemez. Bir bakıma her sanat, az da olsa, sürrealizm'den, yani fizik üstü dünyadan, hayal ve rüyadan pay almaz mı?
Sürrealist Ressamlar
Salvador Dali (1904) - Yves Tangy (1900) - Rene Magritte (1898) - Max Ernest (1891) - Georgio de Chirico (1888) - Andre Masson (1896) - Joan Miro (1893) - Man Ray (1890).
Canvas Tablo Nedir. Nasıl Kullanılır?
Canva Tablolar, diğer tablolardan farklı olarak, italyan şase de denilen, 3 cm kalınlığında ve 4 cm genişliğinde kurumuş ve fırınlanmış ahşapdan oluşan çerçeveye gerilerek hazırlanmaktadır.. Bu özelliğinden dolayı (Kanvas) Canvas Tabloları diğer klasik tablolardan ayıran büyük bir özelliği ortaya çıkmasını sağlamaktadır.. Çünkü böylece, tablosu hazırlanan resim, 3 cm kalınlığındaki çerçevenin kenarlarını da kaplayarak, tablonun her kenarda bakıldığında tablo desenini görmek mümkündür. Ayrıca duvardan 3 cm ileride durması ise ayrı bir şıklık katmaktadır.
OLUŞUM AŞAMALARI:
teknolojik altyapısı ile, son model dijital makinalarda Baskı malzemesi olarak tuval bezi olarakda bilinen Canvas (Kanvas) Kumaşa baskısı yapılır.. Kullanılan boyalar su bazlı olup, solvent içermemektedir. Solvent, ağır bir kokusu olan ve içeriğinde yanıcı özellik taşıyan, kimyasal boyalardır.. Canvas Kumaşlar kendi doğal dokulu özelliği ile ve matlığından dolayı hem orjinal tablo gibi görünüm vermekte, aynı zamanda, akşamları evde yakılan lambalardan yansıyan ışığı emerek, tablolarda parlama yapmasını engellemektedir.. Kullanılan Canvas (Kanvas) Kumaşı çok önemlidir. Piyasadakilerin pekçoğu içeriğinde pamuk yada kotondan çok pvc naylon içermektedir ki buda hem üzerindeki doğal kumaş dokusunu azaltmakta fakat en kötüsü, duvara asıldığında yansıyan ışığı ememeyerek yansıma yapmasıdır.. Bu nedenle, kumaşın pamuklu olması büyük önem taşımaktadır.. Dijitalde basılan Canvas (Kanvas) tablo, daha sonra ahşap şaseye el emeği ile gerilmektedir. Gerginin çok sağlam olması gerekmektedir ki aksi durumunda daha sonra tabloda dalgalanma oluşmaktadır. Şaseye gerilen tablo üzeri, mat saten vernikle kaplanmaktadır. Vernik kaplamanın en önemli sebebi, dış etkenlerden tabloyu koruması, renklerin uzun yıllar canlı kalmasını ve solmamasını sağlamakta ve istenen her zamanda bu Canvas Tabloların temizliğine olanak sağlamaktadır. Verniği kuruyan tabloda, hiç bir koku nem yada benzeri, tabloyu veya müşteriyi rahatsız edici hiçbir etken kalmamaktadır.. Gönderime hazır hale gelen tablolar önce havalı patlak naylonlara sarılmaktadır.. Bunun nedeni, hem darbelere karşı korunması hemde üzerinde hiç bir suretle ufacık bir çizik dahi oluşmasını engelleme amaçlıdır. Ve son olarak tablolara özel olarak yaptırılan ambajlarına konularak kargoya teslim edilmektedir.. Canvas (Kanvas) Tablolarda asma aparatı kullanılmaz. Doğrudan çivi üzerine oturtulur ve duvarla tablo bir bütün olurlar. Askı aparatı kullandığında, askı ipini tutmaya yarayan ahşapa yerleştirilen vida, duvara değerek tablo ile duvar arasında ufakta olsa bir boşluk oluşturur ki buda dekor ve görünüm açısından çirkin bir görüntü sergilemektedir. Bu sebeple tablolar doğrudan çivilerin üzerine yerleştirilir. Size tavsiyemiz, her tablo için duvara, birbiri arasında 20 cm boşluk olacak şekilde 2 adet çivi üzerine oturtmalısınız çünkü tek çivi tabloda dengesizlik sağlamaktadır... Kanvas tablo; Elektronik (Dijital ortamda) bir resmin çoğaltılma işlemine verilen isimdir. Kanvas tablo`da zemin olarak ince tuval kullanılır ve baskıda mürekkep ile renklendirme işlemi yapılmaktadır. Kanvas tablo maliyet olarak ucuzdur bunun nedeni dejital ortamda rahatlıkla çoğaltılmasından dolayıdır, kanvas tablonun istediğiniz boyutunu ve istediğiniz resmi seçerek baskı yaptırabilirsiniz ancak yağlı boya ile yapılan tabloların sanatçı tasarımı olduğundan emek verildiğinden ve yapım aşaması uzun sürdüğünden yağlı boya tablolar canvas tabloya göre daha maliyetlidir. Canvas tabloların akrilik baskı ile tablo sektöründe sıklıkla rastlanılan ve kullanılan bir üründür. Kanvas tabloların yağlı boya tablo ile hiç bir ilişkisi olmadığından yağlı boya tablo ile arasında büyük boyutta fark bulunmaktadır. Eğer tablo asacağınız mekan lüks, önem verdiğiniz bir mekan değilse sadece estetik bir tablo asmak için tablo alıyorsanız kanvas tablo sizin için en idealidir, ancak mekanınıza önem veriyorsanız ve tabloya`da önem veriyorsanız kesinlikle yağlı boya tablo almanızı öneriyorum.
Canvas Tablo Nedir?
Canvas Tablo
Canvas (Kanvas) Tablo %100 Pamuk astar bezi üzerine baskı yapıldıktan sonra 2 cm derinliğinde ahşap saşe üzerine gerdirilmektedir. Bu sayede farklı açılardan bakıldığında baskısı yapılan materyalin devamıda görülmekte bu sayede tablo şık ve modern bir görünüme sahip olmaktadır. Ahşap şase sayesinde çerçeveye gerek kalmadan asılabilme özelliğinede sahiptir. CanvasBurda.com Canvas Tabloları Standart Özellikleri :
- %100 400gr Pamuk Astarlı Sanatsal Canvas Kumaş Üzerine Baskı
- 2 cm Derinliğinde Ahşap Şase Üzeri Germe (Baskısı Yapılan Materyale farklı boyutlar kazandırır)
- Asılmaya Hazır olarak teslim edilir. (Koruyucu ambalajında 2 gün içerisinde teslim)
- HP Yüksek Çözünürlüklü Baskı Kalitesi (Gerçeğe en yakın renk tonları)
- UV Korumalı HP Solmayan Mürekkep (Ömür boyu solmama garantilidir)
Canvas Kanvas Tablo ( fotoğraf ) Nedir ?
İnternette veya alışveriş merkezlerinde sıkça karşılaşılan ve kavram gereği zaman zaman tüketiciyi yanıltabilen Canvas ( Kanvas ) Tablolar (fotoğraflar) suni digital baskı ürünleri olup, tüketici yanıltabilen kelimeler ile yüksek fiyatlara pazarlanabilmektedir. Canvas (KANVAS) kalın bir kumaş çeşidi olup, " Canvas Tablo " olarak lanse edilen ürünler; canvas (kanvas) tipi kumaş üzerine dijital basım cihazları ( printer..vb ) kullanılarak elde edilen fotoğrafdan ibarettir.
Kanvas Tablo
2000 yılından beri kalitesinden ödün vermeyen Atlantis Dekoratif Ürünler, atlantisresim.com markası altında sizlerin beğenisine sunuldu. 1.Kalite ürünlerimiz, %100 müşteri memnuniyetimiz ve gönderilerdeki hızımızla en iyiyi size sunmaya devam ediyoruz. Özenle HP mürekkepler ve 1.sınıf makinelerle 360~400 gram %100 pamuklu canvas kumaşa baskısı yapılan tablolarınız usta eller tarafından isteğinize göre çerçeveli ya da 3-4 cm enindeki özel olarak kurutulmuş ağaç şase üzerine monte edilerek dekoratif olarak hazırlanmaktadır. Baskı sonrasında özel laminasyon sayesinde tablolar toz ve nemden etkilenmeden temizlenebilir. Klasik veya modern görünümdeki binlerce imaj arasından seçeceğiniz tablonuz ile duvarlarınız hayat bulacak. HP güvencesi ile ömür boyu solmayan, yüksek çözünürlükte ve canlı renkler ile basılmış tablolarınızı dekoratif olduğu için kargodan aldığınızda direkt duvarınıza asabilirsiniz. Tablolarımız hafif ahşap şasesi sayesinde kolaylıkla asılabilen kullanıma hazır ürünlerdir. 3-4 cm enindeki şase üzerine gerilen canvas sayesinde baskı kenarlarda devam eder, bu sayede resme farklı bir boyut kazandırır. Daha canlı, daha gerçekçi tablolar için kabartma seçeneği ile hizmetinizdeyiz. Yağlıboya tablo gibi dokulu tablo isteyenlere özel malzemeler ve itinalı bir çalışma ile sanatçılarımız tarafından tekrar işleme yapılıyor. Böylelikle satın almış olduğunuz tablo duvarınızda daha gerçekçi duruyor. Detaylı bilgi için kabartma sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Dünyaca Ünlü Ressamlar

Gustov Klimt
Pierra Auguste Renoir
Cloude Monet
Marc Chagall
Alfred Sisley
Johannes Vermer
Francisco Goya
Pablo Picasso
Joan Miro
Michelangelo Buonarroti
Paul Gauguin
Edvard Munch
Salvador Dali
Van Gogh

Ünlü Türk Ressamları

Hoca Ali Rıza
Şeker Ahmet Paşa
Osman Hamdi Bey
Naci Kalmukoğlu
İbrahim Çallı
Nazmi Ziya Güron
Süleyman Seyit Bey

Türk Ressamlarının En Önemli Eserleri ve Fiyatları

Narlar ve Aynalar isimli eser.Ressam:Şeker Ahmet Paşa.Fiyat:1.3 milyon lira
Kablumbağa Terbiyecisi isimli eser.Ressam:Osman Hamdi Bey.Fiyatı 5 milyon lira
Rüstem Paşa Camii isimli eser.Ressam:Osman Hamdi Bey.Fiyatı 805 bin lira
İstanbul Hanımefendisi isimli eser.Ressam:Osman Hamdi Bey.Fiyatı 8 milyon lira
Halic isimli eser.Ressam:Naci Kalmukoğlu.Fiyatı:650 bin lira
Üsküdar isimli eser.Ressam:İbrahim Çallı.Fiyatı:600 bin lira
Adada Gezintiye Çıkan Kadınlar isimli eser.Ressam:İbrahim Çallı.Fiyatı:505 bin lira
Sokak manzarası isimli eser.Ressam:Nazmi Ziya Güron.Fiyatı:560 bin lira
Göl Kenarı isimli eser.Ressam:Hoca Ali Rıza.Fiyatı 500 bin
Kirazlar isimli eser.Ressam Süleyman Seyit Bey.Fiyatı 487 bin